Yeni web sitemizle karşınızdayız.

04 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori FLORYA

Pet Dostlarımızın sağlığı ve mutluluğu için senelerdir beraberiz artık siz pet sahiplerinin yararlanabileceği ve polikliniğimizin gündem ve makalelerini rahatça takip edebileceğiniz,
güncellenmiş web sitemizle karşınızdayız.

Mikroçip Uygulaması

04 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori manset

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 4,6,17 ve Uygulama Yönetmeliğinin 7,10,21.Maddeleri uyarınca belediyelere verilen hayvanları kayıt altına alma görevi ve aynı yönetmeliğin 12. maddesi uyarınca Hayvan Sahiplerine hayvanlarını kaydettirme yükümlülüğü getirilmiştir.Buna göre pet hayvanları mikroçip uygulamasına tabii tutulmaktadır.Bu uygulama polikliniğimizde yapılmaktadır.          kopek

Kedinizi Seçerken Nelere Dikkat Etmelisiniz?

03 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori KEDI

Eğer bir kedi almaya karar verdiyseniz ve bu sizin ilk kediniz olacaksa onun size değil evine bağlı olacağını, size çok kızdığında bir tırmık atabileceğini, hatta sevmeniz için yanınıza gelmeme ihtimalininde olduğunu bilmelisiniz. Bu durumlar tamamen karekteri ile ilgili olarak yaşanabilecek olasılıklardır.

Genel olarak kediler uyumlu hayvanlardır ve hayatlarını idame konusunda oldukça yeteneklidirler. Çiş ve kaka sorunları çok çabuk çözümlenir, uzun süre yalnız başlarına kalabilirler ve bu durumdan oldukça hoşnutturlar. Yaşayabileceğiniz en büyük problemler ise; yemek seçiciliği, sürekli sokağa çıkma istekleri ve çiftleşme dönemlerdeki huzursuzluklarıdır.

Öncelikle karar vermeniz gereken konu ırkı ve cinsiyetidir. Çünkü yaşanabilecek sorunlarda bu iki faktör önemlidir.

Erkek kediler, seksüel olgunluğa eriştikten sonra özellikle de çiftleşme dönemlerinde alanını belirlemek ister ve tuvaletini yaparak işaret bırakır. Tamamen içgüdüsel olarak yapılan bu işlem evinizde sizi rahatsız edebilecek keskin bir kokunun oluşmasına neden olabilir. Böyle bir durumu önlemek elbetteki mümkün olabilir. Kastrasyon operasyonu ile testisleri alınan erkek kedilerde hormonal baskı kaldırılacağından bu sorunu kolayca çözümleyebilirsiniz.

Ayrıca erkek kedilerde 3 ile 4 yaşlarından itibaren idrar taşı problemleri sık yaşanan sorunlardan birisidir ve bu durum üriner sistemin anatomik yapısı ile ilgilidir.

Dişi kediler de alan belirleme gibi bir eylem olmaz ancak seksüel olgunluğa eriştikten sonra arkası kesilmeyen bir çiftleşme isteği vardır ve bu nedenle sürekli dışarı kaçma çabası veya sürekli bağırmaları katlanılamaz bir hal alabilir. Ayrıca dışarı kaçışlarıda istenmeyen gebeliklerle son bulabilir.

Hem erkek hemde dişi kedilerde alt üriner sistem rahatsızlıklarına oldukça sık rastlanmaktadır. Öyleki, yaklaşık % 60 oranında görülebilen bu hastalıklar ciddi sorunlara neden olabilmektedir. Ancak böyle bir durumu önceden tespit etmek ve koruyucu önlemler almak birçok problemin ortaya çıkmasını önlemek açısından faydalı olacaktır. Bu amaçla periyodik olarak check-up, idrar tahlilleri ve uygun gıdalar ile besleme kedinize bu konuda sorunsuz bir yaşam sağlayabilir.
Kedi sahibi olmanın yolları;

Sağlıklı bir kediniz olmasını istiyorsanız tercihinizi sahipli bir yavru almak yönünde kullanmalısınız. Aşılı anneden doğan yavrular anneden aldıkları maternal antikorlar sayesinde hastalıklara karşı daha dirençli olacağından aşıları tamamlanıncaya kadar olan dönemde sorun yaşama riskini minumuma indirgemiş olursunuz.

Bir petshoptan alacaksanız aşısının yapılmış olmasına dikkat etmeniz, eğer imkanınız varsa onu bir süre gözlemleyerek genel durumunu takip etmeniz veya bir veteriner hekimden genel olarak sağlık durumu hakkında bilgi almanız faydalı olacaktır.

Ayrıca unutmayınki sokaklarda da binlerce inanılmaz derecede sevimli ve şirin kedi yavruları var. Onlardan birisini de alabilirsiniz ve hekiminize kontrol ettirerek sahiplenebilirsiniz.

Kedi almaya karar verdiğiniz anda evinizde de bazı değişikliklerin olacağını gözönünde bulundurmalısınız. Bu ileride mutsuzluk yaşamamanız için bilmeniz gereken önemli bir detaydır.

Tüm canlılar gibi onunda bakıma ihtiyacı olacaktır. Düzenli aşı ve paraziter uygulamaları yanında tüylerinin fırçalanması, kumunun temizlenmesi, suyunun yenilenmesi ve yemeğinin verilmesi gibi her gün düzenli olarak karşılanması gereken rutin ihtiyaçları vardır. Uzun tüylü kedilerin fırçalanma ihtiyaçları kısa tüylülere oranla daha fazladır. Çünkü oluşan kıtıklar deri problemleri yaşanmasına neden olabilir. Eğer titiz bir insansanız veya yoğun bir iş yaşantınız varsa bu durumu gözeterek tercihinizi kısa tüylü bir kediden yana kullanmalısınız.

Kedi almaya karar verdiğiniz anda evinizde de bazı değişikliklerin olacağını gözönünde bulundurmalısınız. Bu ileride sorun yaşamamanız için bilmeniz gereken önemli bir detaydır.

Köpeklerde Stres Nedenleri ve Belirtileri

03 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori KOPEK

Stres; canlının normal yaşam şartlarına etki eden çeşitli iç ve dış faktörlere karşı göstermiş olduğu tepkidir.

Köpeklerde, yaşamları içinde kendilerini olumsuz etkileyen çeşitli olaylar karşısında değişik tepkiler verirler. Bu tepkilerin şiddeti yaşanılan olumsuzluğa bağlı olarak farklılık gösterir.

Strese neden olan faktörler olarak,

Yaşam şartlarındaki değişiklikler (sahip değiştirme, ev değiştirme gibi)
Hormonal değişimler
Hastalıklar
Ani ısı değişimleri
Gebelik ve süt verme
Aşırı eğzersiz
Yetersiz ve dengesiz beslenme
Yemek veya dışarı çıkma saatlerindeki düzensizlikler
Rahat olmayan barınaklar
Bazı köpeklerde (özellikle küçük ırklarda) traş ve banyo
Ayrıca koşular, döğüşler ve güzellik yarışmaları
da köpeklerde stres yaratan faktörler olarak sayılabilir.

Bir çok köpeğin, kısa süreli de olsa tatil nedeniyle bırakıldığı otelden dönüşünde davranışlarında bazı olumsuz değişimlerin olduğu bilinen bir gerçektir. Rahatça gezinebildiği evinden uzak kapalı bir ortamda kalmak strese neden olabileceği gibi traş sonrası veya gıda değişikliği gibi nedenler de stres yaratabilir.

Stres, stresi yaratan faktöre, köpeğin genetik yapısına, ortama bağlı olarak değişik derecelerde belirtiler görülür ve hafif dereceli stres ve ciddi dereceli stres olarak basitce sınıflandırılabilinir.

Hafif stres vakalarında itaatsizlik iştah kaybı, hırlama, dikkat dağılması gibi belirtiler görülebilir. Bu durumlarda şartların düzeltilmesi, stres kaynağının ortadan kaldırılması ile kısa sürede iyileşmeler gözlenir.

Ciddi stres vakalarında sessizlik, ilgisizlik ve tepkisizlik, depresif tavır, insanlardan kaçmak gibi belirtiler görülebilir. Böyle ciddi stres vakalarında dehidrasyon ve aşırı iştahsızlık, yoğun tüy dökümü ileri düzeydedir.

Stresli bir köpekte, çeşitli davranış bozuklukları görülebileceği gibi bazı fizyolojik değişiklikleri de tespit etmek mümkündür. Stresin neden olduğu en önemli olumsuzluk immun sistemin baskılanması ve vücudun hastalıklara açık hale gelmesidir. Köpeklerin stresli dönemlerinde kanda eritrosit sayısında azalma olur ve buna bağlı olarak anemi (kansızlık) tespit edilebilir. Kısacası bu dönemde herhangi bir hastalığa yakalanması çok kolaydır ve tedaviler diğer zamanlara göre oldukça zordur.

Bu tür vakaları gözardı etmeyerek gerekli önlemleri almalı ve hemen veteriner hekiminizle görüşmelisiniz.

Kedilerde Ağız Kokusun Nedenleri

03 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori KEDI

Ağız kokusu şikayetlerinde ilk akla gelen ağız boşluğu ile ilgili bir problemin varlığı olmalıdır. Çünkü kedilerde de ağız kokusunun birincil nedeni ağız boşluğunda şekillenen lezyonlardır. Bu lezyonlar lokalizasyon yerine ve oluşum nedenlerine göre çok çeşitli olabilir.

Ayrıca peridontal hastalıklar, diş taşları ve diş çürükleri de ağız kokusunun sık görülen nedenlerindendir. Genellikle şekillenen peridontal hastalıkların kökeninde de diş taşları yani tartar yer almaktadır. Özellikle ileri düzeyde birikmiş diş taşlarının zamanla diş etlerine yaptığı baskı diş etlerinde hasara neden olur. Hasarlı diş etleri bakterilerin üremesi için uygun ortamdır ve besinlerinde yardımı ile kolayca enfeksiyonun şekillenmesine neden olacağı gibi keskin ağız kokusunun da önemli bir nedenidir. Bu durumda diş etleri oldukça hassastır, kolay kanayabilir. Hiperemik yapıdaki diş etleri gözle görülebilir derecede belirgindir. Bu kanamalar da kokunun nedenini oluşturabilir. Ağız kokusu yanında yeme güçlüğü ve salya artışı da şekilleneceğinden kokunun şiddeti daha da artabilir.

Diş çürüklerinde, kokunun kaynağı besin artıklarıdır. Çürüğe bağlı oluşan kavitede biriken besin artıkları kolayca bakterilerin etkisiyle kokuşarak kokuya neden olur. Diş taşlarının varlığında da aynı neden söz konusudur. Oluşan tartarın diş etlerinin içlerine doğru ilerlemesi nedeniyle zamanla diş eti ve diş kökü arasında bir ayrılma ve boşluk oluşumu söz konusudur. Bu boşlukta biriken besin artıkları ağız kokusunun ve diş çürüklerinin nedenini oluşturabilir.

Ağız mukozasında şekillenen enfekte lezyonlar, stomatitis, gingivitis ve glossitis olarak sayılabilir. Bu lezyonlar travmalar, kimyasal maddeler, immun sistem hastalıkları, paraziter, mantar, viral ve bakteriyel enfeksiyonlara bağlı olarak şekillenebilir. Örneğin Candida albicans türü mantar, herpes virus, calici virus veya leukemie virus nedeniyle gelişen hastalıklarda ağız mukozasının yangısı olan stomatitislerin şekillenmesi spesifiktir. Tüm bu hastalıkların seyri sırasında değişik derecelerde görülen stomatitislere bağlı olarak ağız kokusu da oluşur.Yine dilin yangısı olan glossitis ve diş etlerinin yangısı olan gingivitisler de aynı nedenlerle şekillenebilir ve ağız kokusuna neden olabilir. Gingivitislerin oluşum nedenlerinden biri de tartarlardır. Birbirini tetikleyen bu iki etken ağız kokusunun da önemli bir nedenidir.

Yalanmayı seven kedilerin dilleri ile mantar ve benzeri etkenleri ağız boşluğuna taşımaları ve etkene bağlı olarak ağız boşluğunda da lezyon oluşturması oldukça kolaydır.

Kedilerde pek sık şekillenmemekle birlikte diş eti üremesi olan epulisler besinlerin birikimine neden olan kaviteler oluşturarak ağız kokusuna neden olan diğer bir etkendir. Ayrıca ağız içinde şekillenen Fibrosarcom ve Squamous cell carcinom gibi neoplazmlar da ağız kokusuna neden olmaktadır. Şekillenen neoplazmlar çiğneme sırasında dişlerin sürtünmesine bağlı olarak kanamalı açık lezyonlar şekline dönüşebileceği gibi yutkunma güçlüğüne bağlı olarak besin birikmelerine de sebep olarak kokunun kaynağını oluşturabilir.

Kedilerde oldukça sık görülen enfeksiyöz Rhinotracheitis’in seyri sırasında ve sinüzitis’ler de ağız kokusuna neden olabilir. Şekillenen irinli akıntı burun yoluyla dışa akıtılmakla birlikte yutakla olan bağlantı kokunun ağızdan hissedilmesine neden olabilir. Benzer şekilde tonsillitis ve farengitis durumlarında da ağız kokusu olabilir. Ancak kedilerde genellikle Rhinotracheitisle birlikte seyreden bu hastalıkların tanısının ayrıca konulması pratik olarak sık karşılaşılan bir durum değildir.

Enfesiyöz hastalıklar yanında endokrin sistem hastalıkları ve bazı metabolik hastalıklarda ağız kokusuna neden olabilir. Örneğin kedilerde oldukça sık yaşanan böbrek hastalıkları üremiye neden olur. Şekillenen ürenin parçalanması sonucunda oluşan amonyağın etkisiyle oral lezyonlar ve keskin bir aseton kokusu oluşur.

Hypothyroidizm ve parahypothyroidizm gibi endokrin hastalıkların seyri sırasında diş etleri oldukça hassastır. Çok az bir tartar birikiminde dahi kolayca gingivitis şekillenebilir. Bu nedenle de bu hastalıkların seyri sırasında da ağız kokusu tespit edilebilir.

Yine Diabetes mellitus (şeker hastalığı) nedeniyle de ağız kokusu oluşabilir. Özellikle bu hastalığın seyrinde şiddetli bir ağız kuruluğunun olması diş etlerini her türlü mekanik etkiye (kuru mama, diş taşı gibi) hassas hale getirir. Bu nedenle peridontal hastalıkların şekillenmesi kolay olacağı gibi şiddeti de oldukça fazladır. Gelişen bu oral lezyonlar ağız kokusunun da aynı oranda şiddetli olmasına neden olur.

Kedi ağız mukozasında erozyon ve ülser oluşumuna ve dolayısıyla ağız kokusuna neden olan diğer bir faktörde Discoid lupus erithematosus, Pemphigus vulgaris ve Bullous Pemphigus gibi immun deri hastalıklarıdır. Özellikle pemphigus vulgarisin seyri sırasında ağız boşluğu ve dudaklarda lezyonların oluşum oranı kedilerde oldukça yüksektir.

Kedilere özgü bir hastalık olan Eozinofilik granuloma ağız mukozası ve dil üzerinde ülserlere neden olan spesifik bir hastalıktır. Bu hastalığın seyri sırasında da şekillenen ülserler nedeniyle ağız kokusu oluşabilir. Özellikle orta yaştaki dişi kedilerde görülme oranı daha fazla olan bu hastalığın oral lezyonlarının şekillenmesinde dilin taşıyıcı rol oynadığı ancak başka bir kediye bulaşma olasılığının daha düşük olduğu bilinmektedir. Ancak ağız içinde şekillenen ülserlerin fibrosarcom, squamous cell carcinom, mast cell tümör gibi neoplazmlar ve enfeksiyöz karakterli ülserlerden ayırımının yapılması uygun bir tedavi için gereklidir.

İmmun sistem yetmezlikliğine bağlı olarak şekillenen FeLV (Felin Leukemi Virus Enfeksiyonlarında) şiddetli ve nüksedici karakterde stomatit ve gingivitis şekillenme oranı da oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bu hastalığın varlığında şiddetli bir oral enfeksiyon yanında ağız kokusu da belirgin olarak hissedilir.

Ayrıca yabancı cisime bağlı travmalar nedeniyle diş etlerinde veya mukozada şekillenen yaralar da ağız kokusuna neden olabilir. Özellikle tavuk kemiği ve iğne gibi batıcı cisimlerin oluşturduğu yaralanmalar kedilerde sık görülen bir durumdur.

Mide içeriğinden, kötü besinlerden ve helicobacter enfeksiyonlarından kaynaklanan ağız kokuları da tüm kedilerde görülebilir.

Tüm bu etkenlerden farklı olarak patolojik sayılmayan ağız kokusu özellikle diş değişim dönemlerinde olabilir. Ayrıca askaritler de paraziter uygulama yapılmamış yavrularda ağız kokusunun nedeni olabilir. Askaritlere bağlı olarak görülen koku sarmısak kokusunu andırır ve uygun paraziter uygulamalar sonrasında kaybolur.

Köpeklerde Kanserle Başa Çıkmak

03 Şubat 2010 Yazan admin  
Kategori KOPEK

Bir köpek sahibinin başına gelebilecek en korkutucu olay herhalde köpeğinin bedeninde olağandışı bir şişkinlik veya kütle bulmaktır. Her ne kadar Veteriner Hekim tarafından yapılması tavsiye edilen geniş kapsamlı bir muayene gerekiyorsa da, bu köpeğinizin mutlaka kansere yakalandığı anlamına gelmez. Aslında köpeklerde bulunan bir çok şişkinlik veya kütle vakası kist, siğil veya istenmeyen başka bir oluşum olarak teşhis edilmiştir. Bu tüm oluşumların kanserojen olmadığı anlamına gelmez, ama ciddi bir araştırma yapılmadan, boş yere üzülmek ve paniklemek de yanlış olur.

Köpeğinizi sık sık incelemek çok önemlidir. Bu sadece kanserli tümörleri bulmak için gerekli değildir, aynı zamanda bazı köpek hastalıkları da şişkinlik veya yumrularla başlayabilir. Son oniki yıldır köpek kanserleri konusunda yapılan çalışmalar süratle gelişmektedir. Cincinnati Üniversitesi’ ndeki bilim adamları köpeklerdeki bazı kanser türleri için yeni tedavi yöntemleri geliştirmişlerdir ve çalışmalar halen devam etmektedir.

Öncelikle kabul edilmesi gereken kavram tüm tümörlerin kanser olmadığıdır. Bir tümör iyi veya kötü huylu olabilir. İyi huylu tümörler genelde çok ciddi hastalıklara neden olmazlar ve yayılmazlar. Ancak bu tür oluşumları daima dikkatle takip edip yapısında veya dokusunda bir değişiklik olup olmadığını ve farklı bir yapıya dönüşüp dönüşmediğini kontrol etmek gerekir. 

Bazı tümörler kötü huylu olabilirler ve çoğunlukla yayılma eğilimindedirler. Bunlar anormal doku üremeleridir ve kanser tanımına girerler. Oluşumlarında bir çok neden olabilmesine rağmen en önemli etken olarak bireysel duyarlılık sayılabilir.

Bazı köpekler diğerlerine oranla kansere daha yatkındır. Bu şanssız ırklara Boxer’ler, Boston Terrier’ler, Cocker Spaniel’ler, Airedale’ler, Border Collie’ler ve Scottish Terrier’ler dahildir. Kısırlaştırılmamış dişi ve erkek köpekler de yüksek risk altındadır. Kanser genellikle orta yaşın üzerindeki köpeklerde ortaya çıkar. Günümüzdeki tıbbi gelişmeler tıpkı insanlarda olduğu gibi gittikçe köpeklerin yaşam süresini de uzatmakta olduğundan, köpek kanserlerinde artış olduğunu gösteren istatistikler yanıltıcıdır.

Bazı kanser tipleri bazı köpek türlerinde daha sık görülür. İri köpekler kemik kanserine yatkındır. Kısa burunlu köpekler cilt, meme, testis ve beyin kanserlerine yatkındır. Labrador, Collie ve Doberman’lar gibi uzun burunlular burun kanserine yakalanabilirler. Boxer’ler cilt, testis, kemik ve lenf bezlerini etkileyen agresif bir kanser türü olan lymphoma’ya hassastır. Cocker Spaniel’ler cilt, anüs, ağız, gırtlak ve meme kanserine karşı hassastır.

Günümüzde kanser tedavilerinde oldukça ilerleme sağlanmıştır. Çoğunlukla kullanılan yöntem kitlesel olarak nispeten küçük boyutlu ve yayılmamış vakalarda kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarıdır. Bu konuda radyoterapi özellikle yüksek oranda başarı sağlamıştır. Ancak bunun içinde belirttiğimiz gibi kanserin yayılmamış olması şarttır. Ayrıca deride veya dış vücut uzuvlarında oluşan kanserlerin tedavisi iç organlarda oluşan tümörlerin tedavisinden daha kolaydır. 

Büyük kitleli kanser vakalarında ise uygulanan yöntem biraz daha farklıdır. Bu tür vakalarda öncelikle kitle alınmalı, kemoterapi veya radyoterapi ondan sonra uygulanmalıdır.

Bir köpeğin radyoterapi tedavisi görebilmesi için sağlık durumunun iyi olması, yani radyasyonu tolere edebilecek kadar güçlü olması gerekir. Tedavi köpek için ağrısız da olsa tüy kaybı, tedavi bölgesinde cilt yanıkları ve deri ülserasyonları gibi yan etkileri vardır.

Eğer köpeğiniz herhangi bir kanser tedavisi görmüşse tüm hastalık evresinde iyi beslenmesi çok önemlidir. Çünkü kanser hücreleri üreyebilmek için hastanın vücudundaki gıdayı çalarlar. Özellikle de glikoz ve yağları. Köpeğin gıdasından bu besinleri çıkarmak ve kanserin büyümesine yol açmayacak gıdaları devreye sokmak her ne kadar bir çözüm gibi geliyorsa da, glikoz ve yağlar köpeğin hastalıkla mücadele edebilmesi için gerekli maddelerdir. Bunların alımının azaltılması (aldığı takdirde de bunlar köpek tarafından değilde kanser hücreleri tarafından enerjiye çevirilecektir) köpeğin koku ve tat alma duyularını da azaltacaktır. Köpeğin hem kendini hem de kanser hücrelerini besleyebilecek miktarda gıda alamaması halinde genellikle karaciğer problemleri de başlayacaktır.

Bu gıdalar omeostatic mekanizma için gereklidir. Bu da bedenin glikozlar ve yağlar olmadan düzgün bir fonksiyonu olmayacağı anlamına gelir ve bu yüzden de hayvanlar ve insanlar kanserden ötürü zayıf düşerler.

Kanserin tedavi edilemez aşamalara gelmesini önleyebilmek amacıyla köpek sahiplerinin olası kansere karşı dikkatli olmaları gerekir. Herhangi bir şüphe hali derhal öncelik olarak kabul edilmeli ama bunu yaparken serin kanlı ve mantıklı bir şekilde, gereksiz üzüntüler yaşamadan ve hiç bir ayrıntıyı da ihmal etmeden davranılmalıdır.

« Önceki Yazılar